Back

ⓘ Laik hukuk



                                     

ⓘ Laik hukuk

Lâik hukuk insanların bir toplum olarak birlikte yasama ihtiyacından doğan, kaynağını doğrudan insan aklından alan, toplumsal gereksinimlere göre değisebilen, evrensel nitelikte genel geçerliliğe sahip olduğu kabul edilen hukuk anlayısıdır.

                                     

1. Lâiklik

Ana madde: Lâiklik

Lâiklik, genel anlamda din ve devlet islerinin birbirinden ayrılması, dinî inançların devlet yönetiminde ve siyasette rol oynamaması esasına dayanır.Lâiklik, Ahmet Taner Kıslalıya göre; toplum ve devlet düzeninin akla ve bilime dayandırılması, toplumsal yasamın ve devletin kurum ve kurallarının dine dayalı olması zorunluluğunun bulunmamasıdır.Ibni Haldun, devletin varolusunu ve toplumların evrimini Tanrısal iradeye değil toplumsal ve ekonomik nedenlere dayandırarak açıkladı.

Bir genel tanıma göre Lâiklik, devletin din ve vicdan hürriyetini tanıması demektir. Koymus olduğu yasalarla, din ve vicdan hürriyetinin yasanmasında yardımcı olması demektir. Lâiklik, yaygın bir tanıma göre, din ile devlet ve dünya islerinin birbirinden ayrılmasıdır. Bu tanımdan hareket edildiğinde, din ve devletin birbirleri üzerinde hükmetme çabası içinde bulunmaması gerektiği biçiminde yorumlanır. Türkiyede lâiklik, aynı zamanda antiemperyalist bir mücadeledir. Atatürke göre lâiklik, yalnız din ve dünya islerinin ayrılması demek değildir. Tüm yurttasların vicdan, ibadet ve din özgürlüğü de demektir.

Türkiye, ulusal bir devlet olarak kurulmustur. Yani toplum, kendi kaderi hakkında karar verebilme erkine sahiptir ki; buna" Türk Ulusu” denir. Ulus devletin ne bir tebaası ne bir ırk, ne de bir ümmettir. Ulus, haklarını akla göre düzenleyen toplumdur. Bu bakımdan egemenliğin kayıtsız sartsız ulusun olması demek, devletin" lâik” olması demektir. Bazı çevreler, Türk Hukuku’nda lâikliğin bir tanımının olmadığını iddia etmektedirler. Oysa Anayasanın 24. maddesi, lâikliği, rasyonalist felsefenin çözümlemesine göre tanımlamıstır:

                                     

2. Laik Ahlak

Ana madde: Laik ahlak

Laik ahlak, kaynağını dinsel veya dinsel olmayan inançlardan değil doğrudan insan aklından alır. Bu yönüyle bakıldığında birçok felsefi görüs ile ilgili veya bağlantılıdır.

Genel anlamda doğrunun ancak akıl yolu ile bulunabileceğini öne süren Kıbrıslı Zenonun kurucusu olduğu Stoa Okulunun antik dönemin lâik ahlâkını temsil ettiği düsünülmektedir.

Stoacılara göre, erdem kendi basına ve kendiliğinden iyi olan seydir. Bunun dısında kalan hiçbir sey kendiliğinden iyi olma niteliğine sahip değildir. Akla ve doğaya uygun yasamak ve duygulanımlar karsısında özgür olmak gerekir. Iyi ve kötü insanın kendi edimlerinden gelir veya insanın bir takım seyleri öyle görmesi ve tanımlamasına bağlıdır. Kisinin bunlardan birisini seçmesi kendi elindedir. O halde akla uygun yasamak Stoa felsefesine göre insanın içinde bulunması gereken durumdur.

Stoa Okuluna göre erdemli olmak akla uygun yasamakla, mutluluk ise erdemli olmak ile elde edilebilir. Ancak bilge olan kisi bu bilgeliği sayesinde özgür kalabilir. Stoa felsefesi, özgür insan aklını değer verdiği kavramların baslangıç noktasına yerlestirmistir. Bilgi ve erdem arasında Epikurosa göre de sıkı bir iliski bulunmaktadır. Epikurosta doğru edim doğru bilgiden gelir.

Aydınlanma Çağı filozoflarından Immanuel Kant, Salt Aklın Sınırları Içinde Din adlı eserinde tamamen insan aklına dayanan; dinden bağımsız bir ahlâk düzeni kurmanın mümkün olduğundan bahsetmis, aklın etik alanında kullanılabilir olduğunu göstermistir. Kantın fizik ötesi alan olan bir konuda bilimsel yöntemli çalısmalar yapılabildiğini gösterdiği öne sürülür. Maddi olmayan imgeler dünyasında değerlendirilen davranıs biçimleri pratik uygulamalar olarak ortaya çıkmaktadır. Insan davranısları bir değerlendirme sürecinin ürünüdür. Kisiler seçimlik eylemleriyle; yapma veya yapmama ya da isteme veya istememe yönünde sahip oldukları özgür irade ve istençlerinden kaynaklanan bir sonuç ortaya çıkarmaktadırlar. Kant etiği, görev ahlâkı adını alır. Kanta göre erdem insanın içinde bulunabileceği her türlü ahlâki durum ve çesitli ahlâki durumlar ile mücadele veren bir ahlâki niyettir.

Kant, öne sürdüğü ahlâk yasasını Kesin Buyruk olarak söyle açıklar:

                                     

3. Lâik Hukuk

Lâik hukuk sistemi, Laik ahlakın bir sonucudur. Laik ahlak anlayısı beraberinde lâik hukuk sistemini getirmistir. Lâik hukuk, her çesit dinsel veya felsefi inanç sistemlerine esit yaklasım göstermektedir. Bununla birlikte sahip olduğu bu nötr durumu devam ettirebilmesi için dinsel veya dinsel olmayan inanç dizgelerinden herhangi bir tanesinin mevcut hukuk sistemini etkisi altına almasına karsı çıkar. Laik ahlak kisiye özgü bir tavır olarak, lâik hukuk ise devletin tüzel kisiliğine özgü bir durus olarak tanımlanabilir.

Lâik Hukuk, din, felsefi inanç vaya inançsızlık, dil, etnik köken, mezhep veya cinsiyet gibi hiçbir fark gözetmeksizin bütün yurttasların karsısında esit mesafede yer almaktadır. Tarih boyunca değisik ülke ve uygarlıklardan farklı düsünürlerin etkinlikleri sonucu ortaya çıkmıs olmakla birlikte Batıda, önce Fransada biçimlenmis ve oradan dünyaya yayılmıs olan lâiklik, Rönesans ve Aydınlanma Çağının eserlerinden birisidir.

                                     

4. Türkiyede Lâiklik

Ana madde: Türkiyede Lâiklik

Lâik toplum ve devlet yapısına verdiği önemle Ziya Gökalp, Fuat Köprülü, Atatürkçü düsünceyi basarı ile edebiyat alanına kazandıran Falih Rıfkı Atay, Türk Hümanizmi eseri ile Suat Sinanoğlu, Atatürk döneminin efsane Millî Eğitim Bakanı olan ve Dünya Klasiklerinin Türk diline kazandırılmasını sağlayan Hasan Âli Yücel, Tonguç Baba olarak anılan ve Köy Enstitüleri alanındaki üstün çalısmaları ile bilinen Ismail Hakkı Tonguç, Cumhuriyetin 50. Yılına armağan ettiği Türkiye’de Çağdaslasma isimli kitabı Türkiye tarihinin 75 adetlik ender kitapları arasında gösterilen Niyazi Berkes, daha gerilere gidilecek olursa Yunus Emre gibi tarihi kisilikler Türkiyede hümanist değer yargısının gelismesine rehberlik eden saygın düsünürler oldular. Türk Hümanizmi adlı eserinde Suat Sinanoğlu, Atatürk Devrim ve reformlarının getirdiği kurum ve kurulusların hümanist ruhu tasıdıklarını ve bu ruhun TBMM, Medeni Kanun gibi eserleri tasıdığını belirtti. Bir "Insani Değerler Sistemi" olarak tanımlanan Hümanizm; Cinsiyet, inanıs veya baska bir fark gözetmeyen ulusçu ve esitlikçi yapısı ile lâik Cumhuriyetin temel felsefesi olduğu biçiminde yorumlandı.

Lâiklik, T.C. Anayasasının ilk üç maddesi içinde, değistirilmesi teklif dahi edilemeyecek maddeleri arasında sayılmıstır.



                                     

5.1. Lâik Hukukun Tarihsel Gelisimi Lâiklik ve Doğal Hukuk Kuramı

Ana madde: Doğal Hukuk

Doğal Hukuk, Latince: lex naturalis antik çağdan beri bilinen, farklı düsünce disiplinleri içinde farklı sekillerde ifade edilen bir kavramdır. Doğal tabî hukuk kavramı, geçirdiği düsünsel evrimle zaman içinde hukukun lâiklesmesine hizmet etmistir.

Doğal hukuk; insanın mantıkla erisebileceği, yazılı olmayan hukuk kuralıdır. Bu kuramı destekleyenler arasında Aristoteles ve Thomas Aquinas da yer alır ki, Aquinas’ın tavrı Katolik Kilisesi tarafından da kabul edilmektedir. Doğal hukuk kuramı, gerek etik gerekse hukuk felsefesi açısından büyük önem tasımaktadır ve farklı filozofları farklı yönlerde etkilemistir.

Ayrıca insan sevgisini ve saygısını konu alan hukuk dalıdır. Doğal hukuk, etiğin konusu olan soyut adalet anlayısını hukukun nihai amacı olarak gören, insanların doğustan bir takım hakları olduğunu söyleyen ve bu hakların yer veya zamana göre değisemeyeceğini savunan hukuk anlayısıdır. Doğal hukuk, niteliği gereği hukuki pozitivizme karsıdır. Doğal yasanın, doğa tarafından belirlendiği ve bu nedenle evrensel olduğu ileri sürülür.

Georges Renarda göre tabii hukuk toplumsal yasamın kendisidir, pesinde kosulduğu halde kendisine bir türlü tamamen erisilemeyen bir hukuki olgunluğu temsil eder: "Tabiî hukuk müspet hukuka nispetle idealdir. Fakat, terzilerin kullandığı patronlar gibi bir model değil. Ideal ancak bir gayeye doğru olan eğilimden ibarettir. Henüz tahakkuk etmemis, hatta henüz tamamen de idrak edilmemis ve doğrusunu söylemek lâzım gelirse her zaman belirsiz bazı seyleri içeren bir seydir."

Doğal hukuk dısında ve ona karsı olarak değerlendirilen hukuki pozitivizm; tabiî hukukun adalet anlayısını elestirir ve bu kavramın; fizik ötesi bir değer olarak tanımlanamaz bir kavram olduğunu ve bu nedenle de hukuk biliminin dısına itilmesi gerektiğini savunur. Her iki teori de ortaya çıkıslarından bu yana, çağın gereklerine uygun gelismeler göstermistir. Hatta bu gelismeler sonucunda artık tabii hukuk ile hukuki pozitivizm arasında kesin ayrımların kalmadığı bile iddia edilmektedir.

Doğal hukuk yaklasımının önemli görünümlerini Platon ve Ciceroda bulmak mümkündür, düsünceye sistematik biçimini veren ise Thomas Aqunias olmustur. Doğal yasa teorileri, Ingiliz Ortak Yasasının gelisiminden genis bir etki görmüs olsa da büyük oranda Thomas Aquinas, Francisco Suárez, Richard Hooker, Thomas Hobbes, Hugo Grotius, Samuel von Pufendorf, John Locke, Francis Hutcheson, Jean Jacques Burlamaqui ve Emmerich de Vattel tarafından biçimlendirilmistir. Doğal yasa ve doğal haklar arasındaki kesisim nedeniyle, Birlesik Devletler Bağımsızlık Bildirisinin bir öğesi olarak ve Fransa Insan ve Yurttas Hakları Bildirisinde ve 3 Mayıs 1791 tarihli Polonya Anayasasında kaynak olarak alınmıstır. Birlesik Devletler bildirge devletlerince, Doğal Yasa tabanında kurulmustur.

                                     

5.2. Lâik Hukukun Tarihsel Gelisimi Lâik Hukukun Antik Dönem Kaynakları

Eski Yunan’da bir kent devleti olan polis’in düzenini belirleyen kanunlar ilk zamanda aristokratik içerikli kanunlardı. Kökenleri bilinmeyen bu kanunlara thesmoi deniyordu. Thesmoi’den sonra ünlü yasa koyucu Solon ile birlikte nomoi adı verilen insan yapısı yasalar thesmoi’lere karsı üstünlük elde ederek ortaya çıktı. Böylece kutsal, mutlak ve değistirilemez yasa olamayacağı düsüncesi ortaya çıktı. Solon’la aynı zamanlarda yasayan, Antik Yunan’ın 7 bilgesinden birisi olarak kabul edilen, her seyin Tanrılarla dolu olduğunu söyleyen Thales ile tabiat felsefecileri ortaya çıkmaya baslıyordu.

Epikuros MÖ 341-270 bütün insanlar için geçerli olacak bir doğal hukukun varlığını kabul etmez. Epikurosa göre hukuk, toplum içinden herhangi bir zaman veya herhangi bir yerde kötülük görmemek ve kötülük yapmamak üzere verilmis taahhütten baska bir sey değildir. Aristo, Retorik adlı eserinde, yazılı hukukla doğal hukukun birbirinden farklı olduğunu ve ikisinin çelismesi halinde doğal hukukun üstünlüğünü kabul eder. Yazılı hukukun yasaklamasına rağmen erkek kardesinin cesedini gömen Creon’un doğal haklar gereği yanlıs bir sey yapmadığını öne sürer. Stoa Okulu ise tanrı ve doğayı birlestirdikleri panteist anlayısları ile doğa ve aklın bir olduğunu, aklın doğaya yasamakla aynı olduğunu öne sürerler ve böylece içsel bir zorunluluk ile uyulması gereken bir hukukun varlığı söz konusu olur. Stoa okulunun kurucusu Kıbrıslı Zenon’a göre tanrı her seydir. Insanın Tanrısal atesten aldığı bir parça onun görünmez özü olan ruhunu olusturur ve böylece var olan insan ruhu akla ve bilgiye uygundur. Stoacı filozoflardan Roma’nın Cumhuriyet devri sonlarında yasayan Cicero’ya göre, doğustan sahip olunan bir yetenek ile doğal hukuk anlasılabilmektedir.

Sofistler, MÖ 5. ve 4. yüzyılda Atina’da, siyasi ve toplumsal kosulların değismesinde etkili olarak doğa eksenli felsefeden insan eksenli felsefeye geçise neden olmustur. Protagoras MÖ 481-420, insan her seyin ölçüsüdür metron antropos panton derken doğa veya evren yerine ilk kez felsefenin merkezine insanı alıyordu. Böylece hem devlet hem de hukuk insan ürünü olarak kabul görüyordu.

Cicero MÖ 106-43, De Legibus adlı eserinde, hem adalet hem de yasanın kaynağını, insan aklının kucakladıklarından, insanın islemlerinden ve insanlığın birlesmesine hizmet eden insanın kendine ait doğasından elde ettiğini yazmaktadır. Cicero’ya göre, doğal yasa; bize daha genis bir toplumun genel iyisini dayatmaktadır. Kesin yasaların amacı; vatandasların güvenliğini sağlamak, devletin korunması, ve huzuru ve insanın mutluluğunun sağlanmasıdır. Bu bakısa göre, ise yaramaz ve adil olmayan tüzükler yasa niteliği tasıyamazlar çünkü; yasa teriminin tanımı doğru ve gerçeği seçme ilke ve düsüncesi ile yapısıktır. Yasa, Cicero’ya göre, zaafın bir düzelticisi olmalı ve erdemi tesvik etmelidir. Cicero, görüsünü söyle açıklar: Ilerletmemiz gereken erdemler, daima bizim kendi mutluluğumuza yöneliktir ve onları ilerletmenin en anlamlı biçimi; insanların birlikte yasamaları ve karsılıklı faydalar ile perçinlenmis iyilikseverliktir.

Cicero, doğal yasanın yüzyıllardan bu güne gelisine kadar süren tartısmaları etkilemistir. Amerikan Devrimi çağında da bu etkiyi görmek mümkündür. Roma hukukunun köklerinde sıradısı bir kavrayısı bulunan Cicero yer alır. O’nun imparatorluk kurum ve yasaları hakkında bilgiler veren idealleri bir medyum gibi gelecek kusakların zihinlerinde yer almıstır.Cicero, kendi döneminin basından itibaren Lâiklesmeye baslayan hukuk çizgisine uygun fikirler öne sürmüs ve kendisinden sonra da Roma Hukuku’nun Lâiklesmesini hızlandırmıstır.

Stoisyenlere göre, devletin kanunlarının üzerinde evrensel bir "doğal yasa" bulunmaktadır. Insanların akıl yoluyla kavradıkları ve hükmü altına girdikleri bu evrensel doğal yasa, bütün insanların birbirini sevmelerini emretmektedir. Böylece aralarında ulusal, sınıfsal ve ırksal hiçbir ayrım kalmadığı kabul edilen insanların hepsinin aynı yasaya boyun eğen kardesler olduğu söylenebilir. Stoa düsüncesinin bu özellikleri; yani insana devlet dısında manevi bir değer tanıması, bütün insanların kardesliğini ve esitliğini savunması, bu öğretiyi insan hakları doktrininin en önemli kaynaklarından biri hâline getirmistir.



                                     

5.3. Lâik Hukukun Tarihsel Gelisimi Hukukun Evriminde Hıristiyanlık Sonrası Dönem Etkileri

Hristiyanlık, Roma imparatorluğunun Stoa öğretisinin yaygın olduğu dönemlerinde ortaya çıkmıstır. Hristiyanların baslangıçta reddettikleri panteist Stoa tabiatçılığına rağmen Roma Hukukunun Hristiyanlarca kabul edilmesi paradoksal bir sekilde tabî hukuk anlayısının din ekseninde devamını doğurmustur. Bununla birlikte Hristiyanlık, Stoa okulu’nun doğayla özdes Tanrı anlayısına karsı çıkmıstır.

Hristiyanlık, Stoa felsefesinin tabiata gömülü Tanrı anlayısını reddetme sadedinde tabiatı reddetse de, aynı felsefenin islediği tabiatın maddi düzeninin, ona sinmis olan evrensel akıl logos sayesinde islediği ve herkesin, her seyin bu düzenden pay sahibi olduğu düsüncesini reddetmedi.

                                     

5.4. Lâik Hukukun Tarihsel Gelisimi Lâiklik ve Islam

Lâiklik amaç değil, bir araçtır, din ile lâiklik birbirine alternatif değildir. Lâiklik her türlü inanıstan bireylerin dinsel inançlarını kendi özgür iradeleri ile tercih etmeleri, gereklerini yerine getirme konusunda da kendi iradelerini ortaya koymalarını, bütün yurttasların aynı yasalar önünde esit bulunmalarını temin eden bir araçtır.

Hukuk ile dinsel siyaset arasındaki temel fark, hukukun, inancı ne olursa olsun insanı kutsal ve esit haklı kabul etmesidir. Lâiklik dini devre dısı bırakmak anlamına gelmez; din adına baskı yapmak, zor kullanmak isteyenleri devre dısı bırakmak anlamına gelir. Bu nedenle de, özgürlük ve demokrasinin ön kosulu olarak ortaya çıkar.

Bugün dünyada yaklasık 1.5 milyar Müslüman yasıyor. Bir insanın Islamı din olarak benimsemesi tamamen kendi özgür iradesine bağlıdır. Islamı kabul ettikten sonra da Kuran’da emredilen ibadetleri uygulaması ya da men edilen yasaklardan sakınması, tamamen sahsın kendi vicdanı ile ilgilidir.

                                     

5.5. Lâik Hukukun Tarihsel Gelisimi Lâiklik ve Seriat

Din, devlet ve siyaset iliskilerinde bir Islam devletinin varlığını savunanlar bulunduğu gibi, Islamın devletlesmeye gereksinimi olmadığını savunanlar da bulunmaktadır.

19. yüzyılın sonlarında ortaya çıkan ve Islam’ı bir bütün olarak yeniden toplumsal, siyasal ve kültürel yasama egemen kılmak amacıyla hareket eden Islamcılık düsüncesi, I. Dünya Savası yıllarına kadar Osmanlı’daki en güçlü siyasal akımlardan birisi oldu. Bu bakımdan lâikliğe gelince, lâiklik, inanç anlamında dine alternatif bir ideoloji değil, ama yönetim biçimi anlamında dinsel yönetimin alternatifidir.

Kuran’da hukuksal hüküm niteliğinde sadece elli kadar ayet vardır. Seriat adı verilen din hukuku, sadece evlenme, bosanma ve nafaka gibi konuları, yani aile hukukunu kapsıyordu. O konuda bile Kuran sadece ana hükümleri koyuyor, ayrıntı getirmiyordu. Bu nedenle fıkıh adı verilen ilim dalı, icma ve kıyas’ın daha sonradan Kuran ve Sünnet’e ek olarak kaynak kabul edilmesiyle ortaya çıktı.

                                     

5.6. Lâik Hukukun Tarihsel Gelisimi Aydınlanma Çağı ve Lâik Hukukun Yeniden Doğusu

Ana madde: Aydınlanma Çağı

Aydınlanma, Kantın ifadesine göre, insanın kendi suçu ile düsmüs olduğu ergin olamama durumundan kurtulmasıdır. Aydınlanma düsüncesinin temel parametreleri "akıl", "birey" ve "özgürlük"tür.

John Locke, Ingiltere’de Avam ve Lordlar Kamaraları teskilat kanununun meydana gelisinde en büyük rollerden birisini oynamıs, yasama ve yürütme güçlerinin ayrılığı ilkesini savunmustur. Düsünce özgürlüğünü, eylemlerimizi akla göre düzenlemek anlayısını en genis ölçüde yayan ilk düsünür olduğu için Avrupa’daki aydınlanma ve Akıl Çağı’nın gerçek kurucusu olduğu kabul edilir. Mutlakiyet yönetimlerini ilk sarsan kisi olup Ingiliz, Amerikan ve Fransız devrimlerinin temelini olusturan filozof olarak akıllara yer etmistir.

Locke, Montesquieu’dan önce, yönetimin mutlak gücünün liberal ve esitlikçi bir çerçevede ele alınarak mutlaka belirli bir düzeye indirilmesi gerektiğini ve bunun ancak kuvvetler ayrılığı ilkesiyle gerçeklestirilebileceğini savunmustur. Locke’un yasama ve yürütme güçlerinin birbirinden ayrılığı olarak açıkladığı kuvvetler ayrılığı ilkesi; Montesquieu tarafından yasama, yürütme ve yargı güçlerinin ayrılığı olarak gelistirilmistir. Kuvvetler ayrılığı ilkesi liberal ve lâik felsefenin bir ürünü olduğu gibi bunun yanı sıra, bugün anladığımız anlamıyla "insan hakları", düsünceleriyle Aydınlanma Çağına damgasını vuran John Locke düsüncesinin bir ürünüdür.

Hugo Grotius 1583-1645 yılları arasında yasamıs ve doğal hukuk öğretisiyle ün kazanmıs olan ünlü Hollandalı düsünür, hukuk alanında, Descartes bilgi felsefesiyle modern düsünce açısından ne kadar önemliyse, o kadar önemlidir. Grotius, Descartesın bilgi alanında gerçeklestirdiği seyi, hukuk alanında yapmıstır. Baska bir deyisle, nasıl ki modern felsefenin kurucusu olan Descartes, kusku yoluyla bilgiyi teolojik-skolastik tasalluttan kurtararak özneden yola çıktıysa, aynı sekilde Grotius da hukuku, Tanrı iradesi karsısında bağımsız ve nesnel bir kurum olarak öne sürmüstür.

Felsefenin benden, süjeden baslaması; teleolojik düsünceyi bırakıp doğayı kendisiyle kavramaya dayanan mekanizmi savunması gerektiği düsüncesi Descartes tarafından ilk defa öne sürüldügü tarihten bu yana geçerliliğini korumustur.

"Insan aklı hukukun kaynağıdır. Insan, hiçbir aracıya gereksinim duymadan kendi aklıyla evrensel adalet ilkesini anlar ve içeriğini kavrayabilir. Herkes kendi aklıyla evrensel hakikatlere ulasabilir. Herkesin esit bir biçimde algıladığı adaletin değerinin güncellesmesi, hukuk haline dönüstürülmesi siyasal faaliyettir. Bu çalısmayı herkes esit bir biçimde yürütecektir, çünkü herkes akıl sahibidir ve insanlar arasında doğustan hiçbir fark yoktur. Esit algılama ve esit kavrama, esit yönetimi gerektirir. Algılama, kavrama ve yürürlüğe koyma isleminde kral ve papaza gereksinim yoktur. Krala ve aristokratlara gereksinimin olmaması demokrasi, papaza gereksinim duyulmaması ise lâikliktir."

Akılcılık, bilimcilik ve gerçekçilik, ancak lâik bir hukuk düzeninde mümkündür.



                                     

6. Lâik Hukuka Dayalı Lâik Devletin Özellikleri

  • Lâik Devlet, dinin etkisi ve egemenliği altında kalmayan -Dinin ve din kurallarının etki alanından uzak olan devlettir.
  • Lâik Devlette, hukuk kurallarının kaynağı toplumun kendisidir, onun iradesidir, din kuralları değil.
  • Lâik Devlet, dinin, kisinin manevi yasamını asarak, kötüye kullanılmasını, sömürülmesini yasaklayan devlettir.
  • Lâik Devlet, kisiler arasında hiçbir ayrım yapmadan, tüm haklar gibi din ve vicdan özgürlüğünü de, ibadet özgürlüğünü de tam anlamı ile koruyan devlettir.
                                     

7. Lâiklik ve Türk Hukuk Devrimi

Türk Hukuk Devrimi birçok bakımdan övülebelir ancak onu muhtesem kılan nitelik çekirdeğini teskil eden lâiklik düsüncesidir. Çağdas toplumlarda adalet dağıtımı islevi din adamlarına bırakılamaz.

                                     

7.1. Lâiklik ve Türk Hukuk Devrimi Devletin Lâiklesmesi

Devletin lâiklesmesi alanında yapılan devrim ve reformlardan bazıları:

  • 1927 tarihli anayasa değisiklikleri.
  • Amasya Kararları ile devletin lâiklesmesine giden süreçte Türk Devriminin baslangıcı olarak kabul edilir.
  • Saltanatın kaldırılması,
  • Halifeliğin kaldırılması,
  • TBMMnin açılması ve Ulusal Egemenliğin esas alınması,
  • 1921 Anayasasının kabul edilmesi,
  • Cumhuriyetin Ilanı,
  • 1924 Anayasası,
                                     

7.2. Lâiklik ve Türk Hukuk Devrimi Hukukun Lâiklesmesi

Atatürk, 1 Mart 1924 günü TBMMnde yaptığı açılıs konusmasında adalet ve hukukun lâiklesmesini su sözler ile anlatmaktadır:

Halifeliğin kaldırılısıyla birlikte Seriye Vekaletinin de kaldırılmıs olması, Kamu Hukuku yanında Özel Hukuk alanının ve adalet dağıtım görevinin de lâikleseceğinin bir belirtisi idi. Nitekim, gündelik insan islemlerine iliskin olan hükümlerin belirlenmesi ve isletilmesi TBMMnin yetki alanı içinde değerlendirilmistir.

Hukukun lâiklesmesi alanında yapılan devrim ve reformlardan bazıları:

  • Kadın erkek esitliğinin tanınarak kadın haklarına iliskin düzenlemelerin yapılması,
  • Seriye vekâletinin kaldırılması
  • Seriye Mahkemelerinin kaldırılması,
  • Mecellenin kaldırılması
  • Türk Medeni Kanunu, Borçlar Kanunu, Türk Ticaret Kanunu ve Türk Ceza Kanunlarının kabul edilmesi,
                                     

7.3. Lâiklik ve Türk Hukuk Devrimi Eğitimin Lâiklesmesi

Eğitimin lâiklesmesi alanında yapılan devrim ve reformlardan bazıları:

  • Eğitimin birlestirilmesi,
  • Üniversitelerin kurulması
  • Medreseler ve mahalle mekteplerinin kaldırılması,
                                     

8. Lâiklik ve Insan Hakları

Ana Madde: Lâiklik ve Insan Hakları

A. Taner Kıslalı’ya göre, lâiklik, özgürlük ve demokrasinin ön kosuludur. Emre Kongara göre de demokrasinin ön kosulu olan laiklik ve demokrasinin anlamı herkesin birbirinin değerlerine, kendisine istediği saygıyı göstermesi ve devletin de bunu hukuk aracılığıyla korumasıdır. Lâik bir devlet tüm yurttaslarına kökeni, cinsiyeti veya inanısı ne olursa olsun aynı yasaları uygular. Oysa, Lâikliği kabul etmemis devletlerde farklı inanıslara ve farklı cinsiyetlere farklı müeyyideler uygulanır. Iran, Suudi Arabistan, Pakistan ve Sudan seriat kurallara göre yönetildiğini beyan eden 4 ülkedir.

Ionna Kuçuradi, lâiklik ve insan hakları arasındaki zorunlu bağlantıyı görebilmek için öncelikle bu iki kavramın ne anlama geldiğinin net bir tespitinin yapılması gerektiğini öne sürer ve sonrasında hata yapma hakkı’ndan bahsederek konuyu temel özgürlükler kapsamında değerlendirmeye devam eder. Insan Hakları Evrensel Bildirisinin 4. Maddesi köleliği red ederken, 5. Maddesi ise insanlık dısı muameleleri kabul etmemektedir. Buna göre, hiç kimse esir ya da köle durumunda tutulmayacak, hiç kimseye iskence ya da acımasız, insan dısı, küçültücü muamele yapılmayacak, bu tür ceza verilmeyecektir. Insan Hakları Evrensel Beyannamesinin bu maddelerinden çıkartılacak yoruma göre, bedensel eziyet verici muameleler temel insan haklarına aykırı olduğu gibi bir ceza yöntemi de olamaz, ancak iskence olarak tanımlanmaktadır. Islami esaslara dayalı olduğunu açıklayan din devletlerinde ise Islami olarak adlandırılan ceza yöntemlerinin dikkat çekici biçimde çoğunluğu bedensel cezalara dayanmaktadır.

Free and no ads
no need to download or install

Pino - logical board game which is based on tactics and strategy. In general this is a remix of chess, checkers and corners. The game develops imagination, concentration, teaches how to solve tasks, plan their own actions and of course to think logically. It does not matter how much pieces you have, the main thing is how they are placement!

online intellectual game →